08 Mart 2009 Pazar
SİTE: BİRİKİM DERGİSİ KÜRT SORUNU
Birikim Dergisi'nde Kürt sorunu üzerine çıkan kimi yazılar. Sitedeki yazıların dışında dergide çıkan fakat online olarak yayınlanmayan yazılarda bulunmaktadır. Detaylı arama kısmından bu yazılara ulaşılabilinir.
06 Ekim 2008 Pazartesi
SİTE: Bianet/Kürt sorunu
Bianet/Kürt/Kürtsorunu, Bağımsız iletişim ağı Bianet'in Kürt sorununa haber, yorum başlıklarıyla yer verdiği bölüm.
04 Ekim 2008 Cumartesi
Egemen dil ve Kuyruklu Kürtler
“Türk usülü ırkçılık böyle oluyor; Kürtlerin varlığını inkar etmek, onlara Türk dilini ve Türk kültürünü dayatmak. Kürt olan herşeyi horlamak ve küçümsemek”. (Beşikçi:1993)
İsmail Beşikçi bu ifadeleri kullanırken aslında günlük hayatımızda her gün karşılaştığımız, tekrar edip yeniden ürettiğimiz ve bir anlamda farkına varamadığımız söylemdeki ırkçılığa, anti-Kürt hınça vurgu yapıyor. Gündelik –yaşam- içinde insan varoluşunu unutur gider ki Heiddegger buna bırakılmışlık (Verlassenheit) ya da fırlatılmış (Geworfenheit) adını verir. Bu fırlatılmışlık ya da bırakılmışlık halinde Ben yerine Biz olmak hakimdir ve günlük yaşamın zihinsel dayatması altında bir boğulma yaşamamak kolay birşey degildir. Kürt siyasal alanında belki de yıllardır yaşadığımız bunun bir örneğidir. Yoğun propagandanın, baskının altında Ben değil Biz ve Biz’in dayatması vardır. Bu dayatmanın dayattığı egemen bir dil ve kullanımları yaygındır. Biz’in Ben’e öğrettiği ve tekrarlamasını istediği uydurma bir tarih ile oryantalist bir bilgi Kürt siyasal alanına hakimdir. Buna sadece resmi tarih demek yanıltıcı olur zira Kürt siyasal alanına dair Oryantalist bilgi sadece resmi tarihi yayan devletin ideolojik aygıtları aracılığı ile değil aynı zamanda Biz’in Ben üzerindeki egemen ve dayatan konumundan dolayı Ben ile Biz’i bir yaparak bu ikisi aracılığıyla da yayılmakta ve yeniden ve her seferinde kendini tekrar tekrar üretebilmektedir. Beşikçi’nin kastettiği ve söylemde, dilde ifade bulan ve Tanıl Bora’nın ifadesiyle1 son zamanlarda dilimize iyice yerleşen bu anti-Kürt hıncın uç örneği ise Türk solu adlı hareketin internet sitesinde yayınladığı ve e-posta yoluyla dağıtılan, Kürtler hakkındaki görüşlerdir: “Neden ezelden beri sadece kürtler ayaklanıyor, kürtler örgüt kuruyor, kürtler kan döküyor? Arabamızı kaldırımın kenarına park ettiğimizde tepemize dikilip park parası isteyen, vermezsek biz yokken arabamızı çizip kaçan değnekçiler niye hep kürttür? Kırmızı ışıklarda arabamızın camına yapışıp dilenenler niye hep kürttür? Sokakta adım başı önümüze çıkıp “abeeey nooolur bi harçlıhh viir” diye sülük gibi yapışan, vermediğimiz takdirde küfreden 10 - 15 yaşındaki madde bağımlısı yaratıklar niye hep kürttür?”. Ezelden beri ayaklanan, örgüt kuran kan dökenin Kürtler olmadığını anlamak veya bunun ulusal, etnik kimlikle bir bağının olup olmadığını kavrayabilmek çok zor degildir. Tarihte suça meyleden ve toplumda kötülük saçan ulusal kimliklerin olduğunu iddia etmek ancak kendinin üstünlüğünü kanıtlamak ve ötekini gayr-i meşru bir duruma sokmak isteyen bir zihniyetin ürünüdür. Naziler Yahudi soykırımını gerçekleştirirken bunun altyapısını “zengin, toplumu sömüren” bir Yahudi imajı yaratarak kurmuşlardır. Bu imajda Yahudi, toplumu sömüren bir asalak olarak ötekileştirilirken toplumun zararlı öğelerden ayıklanması düşüncesi sürekli vurgulanmaktadır. Burada kasıtlı bir şekilde yanlış bilgi yani kan döken, örgüt kuran, hırsızlık yapan Kürtler genellemesi ile bu bilgiyi veririken kullanılan dilin şekilsel araçları vasıtasıyla ötekileştirme ve hor görme vardır. “Bütün kürtleri türkiye’den kovacağız, başka yolu yok. Sorun bölücülük veya terör değil, Sorun kürdün ta kendisidir” diye başlık atan bu uç yaklaşımla Yahudi soykırımının zihinsel altyapısında toplumdaki suçlu öğeleri tanımlaması arasında bir paralellik kurabiliriz. Metinlerde Bora’nın dikkat çektiği gibi Kürt kelimesi küçük harfle yazılmaktadır. Buna ek olarak doğum kelimesi yerine üreme veya bu tür benzer hakaretlerle insani olandan uzaklaştırma gayreti vardır. Bu tür ırkçı serzenişler bir olayı açıklamaktan ziyade klişe örnekleri kullanarak zihin bulandırmalara yol açar veya açmayı hedefler. Öte yandan aynı devlet içinde neden bir kısmının daha avantajlı, sosyal hayattan daha fazla pay alırken diğerinin geri kaldığını veya biri kendi dilini geliştirebilirken diğerininkinin yasaklandığını ve her türlü baskıya maruz kaldığını açıklamaz. Kürt diye bir kavramı kabul ederken bunun dilinin neden okutulmadığını veya yıllarca Kürt yoktur derken bu insanların nasıl olurda farklı bir dil konuştuğunu sormaz. İnsanların kuyruklarının olmadığını hem basit ampirik bir deneyle hem de günlük yaşamındaki deneyimlerinden rahatlıkla anlayabilen birinin buna rağmen nasıl olupta “kuyruklu Kürt” gibi bir yakıştırmayı kullandığını ve bunu tekrar tekrar nasıl ürettiğini, kuyruklu Kürt kavramına ne anlam yüklediklerini sorgulamak ve bunun arkasındaki zihinsel dünyayı anlamak gerekir. Küfreden, madde bağımlısı çocukları, tinercileri daha doğrusu toplumsal yaşamda aksadığını düşündüğü her sorunun sebebin müsebbibinini Kürtler olarak görmek isteyen bu anlayış aslında hem teşhir edilmeli hem de bunun nedenleri sorunsallaştırılmalıdır. Zira bugün Kürt sorunu sadece PKK, Kürtlerin bir ulus olup olmadığı, alt kimlik üst kimlik, terör veya 70’li yıllarin galat-ı meşhuru ezen-ezilen ulus milliyetçiliği tartışmaları değildir. Bunun özellikle altı çizilmelidir zira makro, yapısal problemlere takılıp kalan Kürt sorunu tartışmasında kaçırdığımız yanlardan bir tanesi günlük hayattaki ayrımcılıktır. Kürt sorunu dediğimizde bütün alt kimlik üst kimlik tartışmalarının yanında toplumsal hafızamızda Kürt kavramına nasıl yaklaştığımız, resmi tarihin bize Kürt kimliğini nasıl tanıttığını iredelelemiz gerekir. Üç maymunu oynayan birçok kişi Kürtçe konuştuğu için kelime başına neden insanlara ceza kesildiğini, Dersim’de yaşanan büyük katliamları, 49’ları, ağaların neden sürgün edildiğini sorgulamamaktadır. Neden bugün Diyarbakır, Hakkari, Batman vs gibi şehirler hep gerinin, arkaikin temsilcisi gibi gösterilirken, doğu bütün suçların, kötülüğün yuvası olarak tanıtılırken bunun tam tersi bir batı varmışçasına garip bir dualizm yapılmaktadır? Kuyruklu Kürt, kro, kirix veya “İstanbul Beyoğlu’ndaki, Ankara Maltepe’deki, vs... gençlerimizi zehirleyen “bar” adlı batakhanelerin sahipleri, işletmecileri neden kürttür? Haraççılık ve çek - senet tahsilatı ile uğraşarak kendi halindeki insanları canından bezdiren kan emiciler niye hep kürttür? Oto galericiliği ve emlakçılık adı altında tefecilik yaparak milletin varlığını sömürenler niye hep kürttür? Uyuşturucu pazarlayanlar neden hep bilmem hangi aşiretin mensubu kürtlerdir? Hüseyin Baybaşinler, Abuzer Uğurlular, Urfi Çetinkayalar nedir?” gibi sorular nasıl türemektedir? Neden araba plakaları Diyarbakır, Batman olanların daha çok durdurulduğu, esmer tenlilerin, şivesi farklı olanların, lo’ların potansiyel suçlu görüldüğünü açıklamamız gerekmektedir. Mahalle pazarının Kürt mafyasının elinde olduğuna inanan ev kadınlarından tutun, her türlü demokratik talebi (dil, kültürünü geliştirme, yayın) Kürtçülük olarak adlandıran ve düşünceyi dumura uğratan yaklaşımları tekrar tekrar sorgulamamız gerekmektedir.
Bugün öncelikli olarak Kürt sorunu, alt kimlik üst kimlik gibi tartışmalardan ziyade sıradan vatandaşlar olarak zihinlerimizdeki Kürt ile yüzleşmemiz gerekmektedir. Resmi tarihin bombardımanı altında yıllardır inkar edilen ve bugün kerhen kabul edilen Kürt imajı zihinsel yapılarımızda ikinci sınıf hor görülen insandan terfi etmediği müddetçe makro çözümler çok birşey ifade etmeyecektir. Son yıllarda Kürt imajına yapılan vurgu nüfus ve “üreme” üzerinden gitmektedir. Birçok ırkçı örgüt, kurum Kürtlerin nüfuslarının hızla arttığı, sayılarının Türkleri geçeceği gibi korkular üreterek içsel dinamiklere oynamakta ve korku üretmektedir. Bu korkunun, tedirginliğin şiddete dönmeyeceğini söylemek tarihteki deneyimlerden iyi bilidiğimiz için zordur. “www.kurdish.com sitesine girip “Demographic Trends” başlıklı tabloya bir göz atınız. Kürtlerin 2050 yılında Ortadoğudaki nüfuslarının 87 milyon, Türkiye’deki nüfuslarının ise 57 milyon olacağı belirtiliyor. Bunlar doğru verilerdir, yani bir sallama söz konusu değildir, hatta az bile verilmiştir. Çünkü çapraz üreme, yani 8 çocuğun diğer 8 çocukla ilerde evlenecekleri düşünülüp onların çocuklarının da çapraz olarak üreyecekleri düşünülürse bu tablo yetersiz kalmaktadır. Ayrıca bu süre içinde milyonlarca Türk kürtlerle karışarak kürtleşecektir”. Türk Kürt ile karışınca neden kürtleşmektedir? Kürtleşme ile Türkleşme arasında nasıl bir pozitif/negatif değer yargısı olabilir? Birinin diğerindan daha iyi veya kötü olduğunu iddia etmek ırkçılık değil midir? Bu zihinsel bulandırmanın en ilginç sonucu eskiden Kürtleri kabul etmeyen, Kürt kimliğini reddeden Bora’nın ifadesiyle asimilasyoncu “Kürt yoktur varsa da Türklüğün şubesidir” anlayışından Kürt istemeyen, Kürd’ü zararlı ve uzaklaştırılması, yok edilmesi gereken bir varlık olarak tanımlayan ırkçı yaklaşıma geçilmiştir ki bunu tehlikeli safha olarak tanımlayabiliriz. Bunun en açık ifadesi şu satırlardadır: “Arkadaşlar, sorun ‘kürtçülük’ ‘bölücülük’ veya ‘terör’ değildir. Sorun kürdün ta kendisidir. Teröristi, esnafı, işadamı, öğretmeni, manavı, dolmuşçusu, garsonu, sapığı, eşkiyası, kapkaççısı, anarşisti.... hepsi aynıdır. Türk milleti için şu an aleyhte bir faaliyet göstermeyen kürtler olabilir, ancak bunların vadesi sonsuz değildir. Kaldi ki o “sadık kürt” bile sokaklarda, işyerinde veya okullarda gene kürtlüğünün gereğini icra edecektir. Kürtlüğün gereğinin ne olduğunu ise hepimiz biliyoruz”.
Son olarak bugün anti-Kürt hınç MHP tekelinden çıkmış daha geniş kesimlere, sıradan günlük hayata ve dilimize nüfuz etmeye başlamıştır. Dildeki ve düşüncedeki bu tehlikleli yaklaşımın esas noktası “kız alıp verme, bin yıldır birlikte yaşayan iki halk” olarak tanımlanan ve ortak noktaları vurgulayan anlayıştan digerini ötekileştiren, Kürtleri Türkiye’nin zencileri yapan anlayışa geçilmesidir.
1 Tanıl Bora, “Kitle imhalarla yok etmek lazım” –gelişen anti-Kürt hınç üzerine-, Birikim no 191, mart 2005.
KİTAP: Kürt Sorunu ve Demokratik Çözüm Önerileri
Türü: KitapBaşlık: Kürt sorunu ve Demokratik Çözüm Önerileri
Yazar: İstanbul Kürt Enstitüsü
Yayınevi: Avesta
Yayın Tarihi: Aralık 1996, İstanbul
Şiddetin en yoğun yaşandığı yıllarda dahi Kürt sorununa barışçıl bir çözüm için çeşitli kesimlerden aydınlar biraraya gelip görüşlerini dile getirdiler. Kürt sorunu ve Demokratik Çözüm Önerileri adlı kitap aslında böyle bir toplantadaki sunumların bir araya getirildiği bir yayın. Sağı, solu, İslami kesimi temsil eden kesimlerden Kürtlerin içindeki çeşitli farklı fikirleri sunan birçok aydın İstanbul Kürt Enstitüsü aracılığıyla bir araya gelerek düşüncelerini belirtmişlerdir. Altan Tan, Akın Birdal, Ragıp Duran, Doğu Ergil, Ercan Karakaş, vs gibi bugün dahi siyasal yaşamda fikri ve siyasi rol oynayan önemli aktörlerin şiddetin en yoğun olduğu zamanlardaki soruna bakış açılarını göstren bir yayın.
KİTAP: Kadri Gürsel - Dağdakiler Bagok'tan Gabar'a 26 Gün

Türü: Kitap
Başlık: Dağdakiler Bagok'tan Gabar'a 26 Gün
Yazar: Kadri Gürsel
Yayınevi: Metis Siyah Beyaz
Yayın Tarihi: 1996, İstanbul
AFP muhabiri Kadri Gürsel ile Reuters foto muhabiri Fatih Sarıbaş'ın PKK tarafından kaçırılıp 26 gün sonra serbest bırakılmasının hikayesi anlatılıyor. Gürsel'in değindiği gibi medyada her çeşit sıfatla tanımlanan bu insanların çatışmanın dışında ki günlük yaşamları, pratikleri çokça merak edilen ve pek blinmeyen yönleriyle anlatılıyor. Gerilla'nın 3. bir göz tarafından nasıl yaşadığını, ne düşündüğünü, arasındaki hiyerarşik ilişkilerden kadının yerine, yemek pişirmelerinden nasıl yaşadıklarına kadar birçok konu genel hatlarıyla 26 gün boyunca yapılan gözlemlere dayanılarak anlatılıyor. Son derece sürükleyici bir dili olan, zaman zaman şaşırtan bir kitap.
25 Eylül 2006 Pazartesi
KİTAP: Fehmi Çalmuk - KÜRT SORUNU
Türü: KitapBaşlık: Erbakan'ın Kürtleri Milli Görüşün Güneydoğu Politikası
Yazar: Fehmi Çalmuk
Yayınevi: Metis Siyah Beyaz
Yayın Tarihi: Nisan 2001, İstanbul
Erbakan'ın Kürtleri hem Milli Görüşten bugüne İslami kesimin Kürt sorununu nasıl algıladığına ayna tutarken diğer yandan bugün AKP iktidarı ile Kürt sorunu arasındaki ilişkiyi anlamak acısından faydalı bir eser. Özellikle Kürt partileri ile Islami çizgideki partilerin seçim ittifaklarının niçin gerçekleşmediğini, Kürt tabanını İslami partilere yakınlığı ve HEP-DEHAP zincirinden sonra veya öncelikli tercihleri olduğu hakkında ipuçları verirken aynı zamanda İslami hareketin sistemi Kürt sorunu konusunda nereye kadar zorlayabildiğine dair ipuçları veremekte. Sadece Milli görüş çizgisiyle yetinmeyen Çalmuk aynı zamanda PKK'nin de Siyasal İslama nasıl baktığına dair de bizi aydınlatıyor. Kitabın en önemli özlliği HEP-DEHAP zincirinden sonra İslami partilerin Kürt tabanında oy toplayan ilk parti olduğunu göstermesi. Sistem ile çatışan bu iki kimliğin bir nevi hem dayanışması hem de çatışması yine kitapta yer alıyor.
04 Mayıs 2006 Perşembe
DERGİ: Postexpress özel sayı Kürt Sorunu Türk Sorunu
Türü: Dergi-Postexpress Özel SayıKonu: Bu ateş hepimizi yakar: Kürt sorunu Türk sorunu
Sayı: Mayıs 2006 Özel Sayı
Postexpress dergisi Şemdinli olayları ve 14 gerillanın öldürülmesi üzerine Diyarbakır ve bölgede yaşananların ardından özel sayısını Kürt sorununa ayırıyor. Kürt sorunu eşittir Türk sorunu çerçevesinden soruna kendine has uslubulyla yaklaşan sayıda "Müstakbel Türk'den sözde vatandaşa" kitabının yazarı Yeğen konunun tarihsel ve ideolojik boyutuna değinirken, hayat öyküleri, Diyarbakır Büyükşehir Belediye başakanı Baydemir, Baro başkanı Tanrı kulu, İHD şube başkanı Yalçındağ ile yapılan röportajlar ile sorun geniş bir çerçevede hem akademi hem de bizzat sorunun içinden kimselerle tartışılıyor.
Daha ziyade postexpress tarzında röportajlar üzerinden ele alınan dergiyi yine express'den bir alıntıyla bitirelim:
"Bizi fil sanıyorlardı. Hani doğudan gelmişsin ya, sanıyor ki her Kürt terörist, her terörist de fil. Şimdi gelip 'ne sıkıntınız var ki' diyorlar. Sen de gel çöpe, göreyim seni ne sıkıntının olduğunu"
Şiddetle tavsiye ederiz.